Connect with us

Analiz

Ermenistan Azerbaycan Çatışması Üzerine

Ne Ermenistan’ın haksız işgal-ilhak saldırganlığını benimseyebiliriz ne de Azerbaycan’ın aynı değerdeki işgal, ilhak, gerici savaş ve saldırganlığını benimseyebiliriz. Bu iki ulus-devlet emperyalist strateji ve gerici oyunlara alet olmakta, emperyalist ve yerel gericilikler tarafından kirli emellere alet edilmekte ve çatıştırılmaktadır

Ermenistan ile Azerbaycan arasında, genel bir savaşa dönüşme dinamiği de taşıyan ve tarafların asker ve sivil kayıplar verdiği kısmi bir çatışma patlak verdi. İki gündür devam eden çatışmalar, ateşkes ve ‘‘itidal‘‘ çağrılarına karşın ağır silahlar ve hava saldırıları eşliğinde şiddetini korumaktadır. Bu çatışmanın somut gerekçesi Dağlık Karabağ özgülünde bir sınır veya toprak sorunu olarak biçimlense de, sorunun özü daha farklı ve derindir. Ve bu çatışma biçimsel olarak Ermenistan-Azerbaycan arasında cereyan etse de, esasta emperyalist ve bölgedeki gerici güçlerin mimar olup arkasında oldukları bir çatışmadır. Kısacası bu çatışma her bakımdan gerici bir çatışmadır. Gerçek bir sınır sorunu ve tipik bir toprak sorunu olarak bir işgal veya ilhak durumu değildir. Dolayısıyla bu çatışmada, haklı-meşru taraflar aramak veya taraflardan birini desteklemek bizler için geçerli değildir.

Ermeniler Osmanlı-Türk hakim sınıfları tarafından soykırıma maruz bırakılmış bir ulus da olsa, egemen burjuvazisi Rusya emperyalizmine bağımlı bir iktidar olarak pozisyon almaktadır. Dolayısıyla Rusya’nın stratejilerine uygun hareket etmekte ve onun savaş oyunları ve stratejisine bağlı hareket etmektedir. Azerbaycan da ‘‘iki devlet tek millet‘‘ şoven milliyetçiliği ile ABD emperyalizmi ve Türk hakim sınıflarının oyuncağı olarak pozisyon alıp rol oynamaktadır. Bundan hareketle, çatışma gerici nitelikte olmakla birlikte, iki taraf arasında birinden birini destekleme tavrımız olamaz.

Öte taraftan, her türden dıştan yapılan müdahale karşısında da net tavra sahip olmak durumundayız. Ne emperyalist güçlerin ve ne de ‘‘TC‘‘ devletinin çatışmaya müdahale etmesi kabul edilemez. Her türden dış müdahaleye, saldırganlığa karşı çıkılması, savaş saldırganlığının teşhir edilmesi ve gerici strateji ve oyunların deşifre edilmesi tek doğru tutumdur. Hiç bir emperyalist ve yerel gericiliğin Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki soruna müdahil olması, dolaylı-dolaysız müdahalede bulunması, bu ülkelerin içişlerine burnunu sokması kabul edilemezken, Erdoğan-AKP/MHP iktidarı ve Türk hakim sınıflarının çetelerini gönderme, askeri araç-gereç, tüm mühimmat ve asker unsurlarıyla soruna müdahil olup bizzat çatışmanın tarafı olarak Ermenistan aleyhine Azerbaycan adına çatışmaya girmesi uluslararası hukuka göre de suç olan ve objektif olarak işgalci olan barbar bir tutumdur. Türk hakim sınıflarının ırkçı-faşist milliyetçiliği, ilkel kin ve intikamcılığı Ermenistan düşmanlığıyla bir kez daha hortlamıştır. Ki, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmanın en hassas vesilesi bu ırkçı-faşist milliyetçi duygudan beslenmektedir.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunun temeli Dağlık Karabağ meselesinde somut bir karşılık ve gerekçe buluyor. Ancak, 1992 yılında başlayan çatışma 1994 yılında gerçekleştirilen ateşkes anlaşmasıyla belli bir çözüme kavuşmuştu. Ki, bu anlaşma, Ermenistan’ın 1992 yılında Laçin koridor bölgesiyle birlikte Dağlık Karabağ bölgesinde egemenliğini ilan etmesi şartlarına rağmen gerçekleştirilmiştir. Ogün kabul edilip ateşkes anlaşması yapılan bir sorunun bugün sorun haline gelmesi ve çatışmaların yeniden başlamasına neden olması masum bir gelişme değildir. Açık ki, sorunu emperyalist ve yerel gerici güçler kışkırtarak aktifleştirmekte, bu çatışma üzerinden siyasi amaçlar gütmektedirler.

İki devlet emperyalist strateji ve gerici oyunlara alet olmakta, emperyalist ve yerel gericilikler tarafından çatıştırılmaktadır.

Emperyalist güçler ve bölgedeki gerici güçler Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunu siyaset malzemesi yaparak birbirlerine karşı şantaj olarak kullanmakta, gerek duyduklarında kaşıyıp savaş oyunları stratejilerine uygun olarak devreye sokmakta, ulus ve halkları birbirine kırdırarak genel stratejilerine bağlı kullanıp kıyımlara sürüklemektedirler. Kısacası, iki ülke arasındaki çatışmanın Dağlık Karabağ üzerinde hak iddia etme temelinde nesnel  bir zemini olsa da, bu çatışmanın yaşanması veya aktüel hale gelip aktif silahlı savaşa dönüşmesi doğrudan emperyalist ve bölgesel gerici güçlerin strateji ve savaş oyunlarının eseridir. Ancak bunun yanında çok daha yumuşak bir karın var ki, 1915’lerin Ermeni soykırımına dayanan tarihsel arka plan, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmanın her an ateşleyici fitili niteliğindedir.

Etnik sorun gibi sınır ve toprak sorunu, emperyalist güçlerin gerek duyduklarında kaşıyıp çatışma-savaş çıkarmalarına hazır potansiyeldir. Türk hakim sınıfları ırkçı-şoven faşist milliyetçiliğinin tarihsel barbarlığından bağımsız olmayan Ermeni-Azeri çelişkisini  ‘‘diken üstünde‘‘ tutan nedendir. Tam da bundandır ki, bugünkü çatışmada faşist ‘‘TC‘‘ devleti etkin olarak çatışmada yer almakta, sorunu kendi sorunu olarak ele almaktadır. Azerbaycan bağımsız bir devlettir. Ha keza Ermenistan da. İki devlet arasındaki sorun onlar arasında çözülür, onları ilgilendirir. ‘‘TC‘‘ devletinin bağımsız devlet veya ülkelere müdahale etmesi, sorunu çözen değil, derinleştiren gerici ırkçı-faşist bir müdahaledir. Ermeni düşmanlığı iliklerine kadar işlemiş olan Türk hakim sınıfları gerçekleştirdiği soykırımla yetinmemekte, soykırımdan canını kurtarıp kaçıp Ermenistan’a yerleşen Ermenilere karşı aynı düşmanlığını devam ettirmektedir.

İlkel Türk hakim sınıfları milliyetçiliği o kadar tiksinç ki, Tv ekranlarında Ermeni düşmanlığını yeniden kışkırtılıp körüklenmekte, ağızlardan kan ve barbarlık akmaktadır. Öyle ki, Azerbaycan’ın ateşkes anlaşmasına varmadan işgal edebileceği yere kadar acele ederek ilerlemesi, yani katliamlar gerçekleştirip işgal yapmasını önermekten sakınmamaktadırlar. Ancak, ‘‘TC‘‘nin bu politikası kendisini ‘‘anlamlı yalnızlıkta‘‘ daha derin girdaplara sürükleyebilir. Aliyev, Hafter ve Nürsi’den başka bir dost-müttefik bulamayacak yolda ilerlemektedir. Dahası Azerbaycan’ı ilerle-işgal et diye dürtükleyip bizzat bunda desteklerken de, Azerbaycan’ı uluslararası alanda zora sokacak ve uluslar arası hukuk karşısında suçlu duruma düşürerek başına çorap örmeye aday bir rol sergiliyor. Ki mevcut durumda Azerbaycan’ı destekleyen tek bir devlet bile bulunmamaktadır.

Erdoğan ile Aliyev yalnızları oynamaktadır. Bu yalnızlık fatura olarak da kendilerine dönecektir elbet. Fakat, iktidardan düşme korkusu yaşayan ve erken seçim hesaplayan Erdoğan için bu çatışma isteyebileceği en iyi şey oldu. Bu çatışmayla ve çatışmaya bir biçimiyle dahil olarak da, ırkçı-faşist Türk milliyetçiliğini köpürtme, muhalefetiyle tüm toplumu manipüle edip yedekleme, aleyhine gelişen siyasi iklimi en azından lehine yumuşatma şansı yakalamış olmaktadır, en azından bunu hesaplamaktadır. Tam da bunun içindir ki, bizzat savaşın tarafı olarak ortaya çıkmakta, tüm kamuoyunu da bu algıyla motive etmektedir. Güçlü olan milliyetçilik hemen birleşerek tek ağızdan şoven koro tutturmuş durumdadır. Demokrat, aydın, ilerici vb. geçinen bir çok ekran gevezesinin gerçek niteliği de yaptıkları milliyetçi-şoven konuşmalarla bir kez daha açığa çıkmış oldu.

Gerici savaşlara ve saldırganlıklara karşı çıkmak doğru tutumdur

Gerici savaşlara ve saldırganlıklara karşı çıkmak genel bir doğrudur ve Ermenistan-Azerbaycan çatışmasına da gerici savaşlar çerçevesinde yaklaşmak doğrudur. Aynı biçimde ‘‘TC‘‘ devleti veya hakim sınıflarının ırkçı-şoven hezeyanlarına, doğrudan savaş saldırganlığına karşı çıkarak teşhir etmek tek doğru tutumdur.

Ne Ermenistan’ın haksız işgal-ilhak saldırganlığını benimseyebiliriz ne de Azerbaycan’ın aynı değerdeki işgal, ilhak, gerici savaş ve saldırganlığını benimseyebiliriz. Bu iki ulus-devlet emperyalist strateji ve gerici oyunlara alet olmakta, emperyalist ve yerel gericilikler tarafından kirli emellere alet edilmekte ve çatıştırılmaktadır. Bu bağlamda Rusya’nın çatışmalarda rol oynadığı, Ermenistan egemen sınıflarını kışkırtarak kullandıkları muhtemeldir. Libya’da oynanan oyunların bir yansıması olarak Rusya’nın ‘‘TC‘‘ye karşı basın oluşturmak için Ermeni-Azeri çatışmasını körüklemesi olasıdır, mümkündür. ‘‘TC‘‘nin de bu zeminde Azerbaycan’ı destekleyerek ve bizzat çatışmalara dahil olması da, şoven milliyetçilikle birlikte,  aynı gerici siyaset ve stratejilerden bağımsız değildir.

Ermeniler ile Azeriler Sovyetler Birliği döneminde pekala çatışma ve sorun yaşamadan komşuluklarını devam ettiriyorlardı. 91’lerdeki Rusya’dan ayrılmalarıyla birlikte, bu iki ulus-devlet 1992’de savaşa başladılar. 94’teki ateşkesten sonra en ciddi çatışmaya başladılar. Uygulanan seferberliklerle çatışmanın ötesinde bir savaşa hazır olduklarını yansıtmış oldular. Fakat, emperyalist güçlerin çağrı ve istemleriyle özellikle Azerbaycan yeniden ateşkes havasına döndü. Aynı şey Erdoğan iktidarı için de yaşandı.

Azerbaycan’ı ileri diye işgal ve katliama teşvik edip sorunu kendi sorunu olarak açıklayıp çatışmalara müdahil olan Erdoğan iktidarı, efendilerinin sesleriyle birlikte ateşkesten yana olduklarını açıklamaktan imtina edemedi. Bu durumun gösterdiği şey, Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının genel bir savaşa dönüştürülmesinin ön görülmediği, kontrollü-sınırlı bir çatışmayla tutulacağı anlaşılmaktadır. Bu şu demektir; verilen mesaj verildi, mesajı alması gerekenler aldı. Biraz daha fazla insanın ölmesi ise onlar için önemli değil. Dolayısıyla sorunu keskinleştirerek elde hazır tutma tavına getirene kadar sürdürüp çatışmayı ateşkesle sonlandıracaklardır.

Günün Haberleri

More in Analiz